Ana Sayfa Gündem AÇLIK MI GELİYOR?

AÇLIK MI GELİYOR?

by Cangül BAL

İnsanlar, dünyanın varlığının ilk zamanlarından bu yana tarımla ilgilenmişlerdir. O dönemlerde insanların sahip olduğu en kıymetli varlıkları topraklarıydı. Doğal kaynakları tüketirken, üretim yapmanın ne kadar önemli bir gereklilik olduğunun farkındalardı ve gıda ve tarım alanında üretime ciddi katkıları vardı. Ancak şu an yaşadığımız dönemde işler tersine dönmüş durumda, sanayi devriminden sonra kalkınmanın sadece katma değeri olan ürünlerle olabileceği konusunda bir anlayış gelişmeye başladı. Ekonomi, kalkınma, sanayi alanında yapılan gelişmeler tarımsal kalkınmaya ters etki yaratmaya başladı. Tarımsal üretimler azaldı, köyden kente göç arttı, nüfus arttı, işsizlik katlanarak artışa geçti. Bunları sadece Türkiye için olarak düşünmek yanlış olur. Bu süreç dünyanın çoğu ülkesinde yaşanan olumsuzluklardır.

Dünyada şu anda var olan bir savaştan bahsediyoruz. Bu savaş, doğaya karşı verdiğimiz bir savaştır. Sorunun en büyük nedenlerinden biri, üretim süreçlerinin ve mevcut kaynakların neo-liberal politikalar ile beslenmiş toplumun, oluşmuş tüketim algısına ve sahte ihtiyaçlarına yetmemesini gösterebiliriz. Artan nüfus ile birlikte artık kitlesel üretim sadece mevcut kaynaklarımızı hızla tüketmedi aynı zamanda geleceği de ciddi şekilde tüketmeye başladı.

Aslında insanlar gelecekte dünyanın doğal kaynaklarını ne derecede tükeneceğini tahmin edebiliyor. Buna rağmen bu tehlikeyle savaşan çok az bir kesim olduğunu görüyoruz.

Gıdanın adaletsiz dağılımı, tarımsal üretim kalitesinin azalması ve su kirliliğinin artması dünyanı belli bölgelerinde açlık savaşına ön ayak oldu. Tartışmamız gereken konu bu savaşa nasıl karşı çıkabileceğimizdir.

Dünya bize ait değil, biz dünyaya aitiz

SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA-SIFIR AÇLIK

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu sene 16 Ekim Dünya Gıda günü için teması sıfır açlık ve sürdürülebilir gıdadır. Bu konu üzerine ne kadar çok konuşulursa o kadar çok farkındalık getirebiliriz.

Şu an dünyada herkese kadar yetebilecek gıda bulunuyor, buna rağmen halen dünyanın azımsanmayacak kadar büyük bölgelerinde açlık yaşanıyor. Yeterli miktarda gıda bulunsa da adil dağılım olmadığı sürece dünyanın belli bölgelerinde açlık yaşanmaya devam edecektir. 

Açlığın yanı sıra obezite sorunu da ciddi bir artışa geçmiştir. Bunun nedeni fazla gıda tüketiminin yanında sağlıksız gıda tüketimlerinin artmasıdır. Ne yazık ki hızlı tüketim sağlanması adına yapılan üretimlerin ve insanların da alış-veriş alışkanlıklarının bu yöne kayması ile bilinçsiz tüketim anlayışı olmuştur. Besin değeri önemsenmeden, gıda ürünlerinin içeriği bilinmeden yapılan alış-verişin obezitenin artmasında rolü büyüktür.

Temiz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak giderek zorlaştığı için sağlıklı yaşamak lüks haline gelmiştir. Bu şekilde dünyanın belli bölgelerinde oluşan açlığı engelleyemeyiz ve gelecek nesillerin obezite olma riskini azaltamayız. Sürdürülebilir gıda ve tarım sistemleri, bunların önüne geçebilecek bir gelecek yaratmak için kurulmuştur. 

SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA

Sürdürülebilir gıda nasıl olur?

Gelecek kuşakların ihtiyaçlarını, küresel iklim krizinin sonuçlarını, enerji tüketiminin azaltılmasını ve sağlıklı beslenme şartlarını göz önüne alarak; şu an var olan kaynakları koruyarak ve gelecekte de tüketilebilecek ürünlere sürdürülebilir gıda diyebiliriz.  

Bu doğrultuda sürdürülebilirliğe olan bakış açısının değiştirilmesine yönelik hem üretici hem de tüketici sorumluluklarının belirlenip bunları uyulması için özenle çalışılması gerekmektir. 

Sürdürülebilir tarım ve gıda sistemi yaratmak için neler yapılabilir? 

Sürdürülebilir tarım ve gıda sistemleri kurularak tarımsal üretim yapılması:

Sürdürülebilir tarım ve gıda sistemlerinin dünyanın birçok bölgesinde uygulamaya başlandığı ve başarılı sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Türkiye, coğrafik konum ve iklim koşulları yönünden tarım yapmaya çok uygundur. Bu şansı değerlendirmek ve geliştirmek adına sürdürülebilir tarım ve gıda sistemleri, konvansiyonel üretimlerinin önüne geçmesi sağlanmalıdır. Türkiye sürdürülebilir tarım ve gıda sistemlerinin yürütülmesi konusunda geri kalmış bir ülke olduğu için daha çok çalışmalıyız ve sürdürülebilir tarımsal üretime geçişi hızlandırmalıyız. 

Bugün bu dünyada yeterli kaynak olmasına rağmen açlıktan, insanların temiz ve adil gıdaya ulaşamadığından bahsediyoruz. Ancak yaklaşan küresel iklim krizi sonucu tarım alanları azalacaktır dolayısıyla gıda kaynaklarının azalması da kaçınılmazdır. Dünyanın daha büyük bir bölümünün açlıkla mücadelesi artacaktır.

Tarımsal üretimler, sadece konvansiyonel üretimler ile sağlandığı sürece bunun önüne geçemeyeceğiz.

Konvansiyonel üretim sınırsız değildir. Konvansiyonel üretim için kullanılan tohumu, gübreyi ve ilacı ithal ettiğimizi düşünürsek aslında faydadan çok zararı olduğu görülür. Yerel tohum kullanmak (hibrit tohum kullanımı olması durumda da yerli tohum kullanılmalı), organik tarım yapmak ve yapılan uygulamaların izlenebilirliğini sağlamak bir çözüm olacaktır. 

Tarım ve gıda iç içe bileşenlerdir. Sürdürülebilir tarım ve gıda sistemi beraber çalışır. Tarımın yanı sıra gıdaya olan bakış açılarımızı geliştirmeliyiz.

Yarattığımız gıda atığı sürdürülebilirlik ilkesine aykırıdır. Özellikle Türkiye’de ekmek, ulaşımı en kolay olan gıdadır. Bu nedenle ekmek atığının çok ciddi miktarlara ulaştığını görmekteyiz. Bunun yanı sıra sebze ve meyve gibi kilogram usulü aldığımız gıdaları ihtiyacımız olan miktardan daha fazla aldığımız için ve gıdayı nasıl koruyacağımızı bilmediğimiz için çöpe atmaktayız. 


  • Öncelikle alış-veriş listesi yapma alışkanlığı kazanmalıyız.
  • Aldığımız gıdanın ne şartlarda muhafaza etmemiz gerektiğini öğrenmeliyiz.
  • İhtiyacımız kadar gıda almışsak ve buna rağmen gıda atığı ile karşı karşıya isek, gıda kaynaklı organik atıkları değerlendirmeliyiz. Bu gıda ürünleri de hayvansal yem veya bitkisel gübre olarak geri dönüştürebilir.

Kısacası besin kaynağı olan gıda, çöp olmasın diye uğraşmalıyız.

Bireysel bilincin artması gıda arzlarında farkındalık yaratacaktır. Bu sayede üreticinin yönelimleri de sürdürülebilirlik yasalarına doğru kayacaktır. Bireysel bilinç burada kilit noktadır çünkü sektörel üretimler büyük çaplı üretimlerdir ve ekolojiye yarattığı etki aynı çapta büyük olmaktadır. Bireysel yönelimler değiştikçe sektör de arzlara yönelik üretim yapacaktır. 

Sektörde çalışan meslektaşlarımızın da bilinç oluşturması gerekmektedir. Odak noktası sadece üretim yapmak olmamalı ve çevreyi koruma bilinciyle iç içe üretim yapmalıyız.  

Var olan kaynakların korunması:

İnsanlar doğaya el sürmeye devam ettikçe var olan kaynaklar tükenmeye mahkumdur. Özellikle ormanlık alanlar toprak verimliliği fazla olduğundan dolayı tarımsal üretimler için kullanılmaya başlandı. Tarımsal arazilerin azalmasını, zirai üretimi ormanlık alanlara yönelterek değil, var olan toprakları değerlendirerek önleyebiliriz. Konvansiyonel üretim sonucu toprak değerini kaybedince topraktan vazgeçmek çözüm olmaz.  

Tarımsal arazilerde üretimdeki yönelim, miktar bazlı olmamalıdır. Sürdürülebilir üretim yapmaya dönülürse toprak verimliliği dolayısıyla alınan ürünün verimliliği de artacaktır.

Ekosistem insanlar tarafından oluşabilen bir sistem değildir, doğa kendi sınırlarını kendisi çizer. Yaşanabilecek olan ekolojik krizi önlemek için ekosistemin sınırlarına insanlar tarafından müdahale olmamalıdır.

Alanında uzman istihdam sağlanması:

Gıda ve tarım sektöründe birçok tartışma söz konusudur. Gün geçtikçe yaşanan sorunları arttığı ve dolayısıyla yeni sorunların açığa çıktığını görüyoruz. Bu süreçte alanında uzman gıda mühendisleri veya ziraat mühendislerinin tartışmalara dahil edilerek çözüm getirilmelidir. Uygulama kısımlarında ise yine uzman danışmanların eşliğinde çalışmalar yapılmalıdır. 

Bireysel bilinç yaratılması:

Gıda ve tarım sektörü tüketicilerin oluşturduğu arzlara göre yönelim sağlar. Bundan dolayı tüketici bilinci gıda zincirinin en önemli aşamasıdır.  

Son zamanlarda oluşan organik gıda bilinci sayesinde sektör de organik tarıma yönelmeye başlamıştır. Tüketicinin fark yaratmasıyla oluşan bu yeni yaklaşımlarla sürdürülebilir yönünde ilerlenmesi daha kolay olacaktır. 

İlkokul ve ortaokul seviyesinde öğrencilere, tüketim alışkanlıklarının belirlenmesine yönelik eğitimler düzenlenmesi gerekmektedir. 

Küçük ve orta işletmelerin gelişimine katkı sağlanması:


Küçük ve orta işletmeler ekonomik kalkınma da büyük öneme sahiptir. Bu nedenle özellikle desteklenerek arttırılması gerekilir. Küçük işletmelerin varlığı dünyada var olan gıda dağılım adaletsizliği ve açlık sorununu yenebilmek adına bir yol olarak görülmektedir. 

Kooperatifleşme ile düzgün çalışma sahası oluşturarak, kontrollerin ve desteklerin artması sağlanmaktadır. Böylelikle tekelleşmenin de önüne geçilerek rekabet ortamı yaratılmaktadır. Çiftçinin üretimden korkup kaçmasına ortam yaratılmamalıdır. 

Son olarak: her şey bizimle başladı. İnsanlar yüzünden veya insanlar sayesinde dünya üzerinde değişimler yaşanıyor. Yapmamız gereken tek şey misafir olduğumuz dünyayı daha yaşanır kılmak olsun.

Kaynakça:

Bu yazılara göz atmayı unutma

Lütfen yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.